İlk olarak, sizi tanımayan insanlar için kendinizi tanıtır mısınız?
1983 İzmir Bornova doğumluyum. Gazi Üniversitesi Makine Öğretmenliği’nin ardından Ege Üniversitesi Makine Mühendisliği’nden mezun oldum. Uzun süre özel sektörde çalıştıktan sonra şu anda meslek lisesinde uzman teknik öğretmen olarak görev yapıyorum.
Geçtiğimiz sayılarımızda astrofotoğrafçılığın tek bir alandan ibaret olmadığını öğrenmiştik. Siz astrofotoğrafçılığın hangi alanı ile ilgileniyorsunuz?
Aslında neredeyse hepsini denedim. Aynı zamanda sosyal konulu ve günlük yaşam fotoğrafları
da çekiyorum; bu alanda aldığım ödüller ve çeşitli dergilerde yayımlanan işlerim var.
Fotoğraf üretme pratiğim geçmişten beri olduğu için sanırım “benzersiz ve tekrarı olmayan”
kareleri aradığımı fark ettim.
Elimde geniş açı ekipman olduğu için geniş açıyla başladım. Ardından EQ3 bir montura ED80
optik ekleyip derin uzayı denedim fakat çok içine giremedim. Daha sonra, içinde hem yeryüzü
hem gökyüzünün bulunduğu geniş – bazen de konuya göre dar – açılı fotoğrafların beni daha
çok çektiğini fark ettim. Çünkü bu tür fotoğrafların bir benzerinin bir daha üretilemeyecek
olması, onları benim için daha değerli kılıyor. Guernica neden değerli? Çünkü bir tane.
Diğerleri fotokopi.
Geniş açılarda beni cezbeden bir diğer şey de zaman katmanı. Kadrajdaki bir nesne “şimdi”yi
temsil ederken, hemen üstündeki yıldız 10 milyon yıl öncesini, biraz yanındaki galaksi 3
milyar yıl öncesini gösteriyor. Tek bir karede bu zaman dalgalanmalarını görmek insanı hem
düşünsel hem duygusal olarak çok etkiliyor. Fotoğrafın sadece görüntü değil, bir söylem
taşıması gerektiğini düşünüyorum. Her makineden çıkan şey fotoğraf olmuyor; izleyeni içine
çeken, düşündüren kareler bence fotoğraftır.
Bu arada okulda öğrencilerle bir adet 150 mm teleskop yaptık; şu an 200 mm’nin yapımı devam
ediyor. Bunlarla okulda hem gözlem hem fotoğraf çalışmaları yapıyoruz.
Tüm gökyüzünü tek karede topladığınız 360° balıkgözü fotoğraf tekniğinden birçok fotoğrafınızda yararlandığınızı gördük. Bu çekimin işlem aşamasında kullandığınız teknikler ve yazılımlar nelerdir?
Önceden LG’nin bir fotoğraf yarışmasında kazandığım 360 kamerayla denemeler yapıyordum fakat
sensör çok küçük olduğu için gece sonuçları pek kullanılamaz oluyordu. Gündüz güzel, gece
kötüydü.
Daha sonra sevgili Onur Durman’ın Gödence Gözlemevi’nde yaptığımız bir buluşmada (Bu
buluşmalar sonra bu yıl 8.si yapılan ethem hocayla gökyüzü etkinliğine evrildi)Tunç
Tezel’den DSLR ile bunun çok pratik biçimde yapılabileceğini öğrendim. En son Jeff Dai ve
Tunç Tezel ile Afrodisias’ta çalıştık. Jeff’in yöntemini de söyleyeyim: Tripodun üzerine
dört adet ball-head kaynatmış, dört makine ve dört balıkgözü lensiyle 30 saniyede tüm
gökyüzünü çekiyordu. Harika timelapse’ler yaptı.
Ben ise Mevlana gibi tek makine, tek lensle döne döne çekiyorum. Karelerin birbirine
yaklaşık %30 binmesini sağlıyorum. Önce ufuk bölgesini çekiyorum çünkü en hızlı değişen yer
orası. Sonra diğer kısımlar geliyor.
Birleştirme aşamasında genelde PTGui kullanıyorum ama tamamen kusursuz birleştirmiyor.
Katmanları ayrı kaydedip Photoshop’ta dikişleri manuel olarak düzeltmeyi seviyorum.
Projeksiyon kısmında yine PTGui’den yararlanıyorum.
Hepimizi hayran bırakan meteor fotoğrafları anladığımız kadarıyla tek bir anda çekilmiyor. Bir birleştirme çalışması yapıyorsanız izlediğiniz süreci biraz açabilir misiniz? Birleştirmeniz/istiflemeniz gereken belirli bir poz sayısı bulunuyor mu?
Poz sayısını o geceki Ay belirliyor. Ay varsa çekmiyorum; sadece izliyorum. Ay varken poz
süreleri kısalıyor, dolayısıyla poz sayısı artıyor.
Genelde 30 saniyelik pozlarla sabaha kadar ne gelirse alıyorum. İçinde meteor izinin olduğu
kareleri ayıklıyorum. Samanyolu’nun tepede olduğu bir kareyi referans alıp diğerlerini ona
göre hizalıyorum. Üst üste gelen karelerde çoğunlukla lighten modunu kullanıyorum; böylece
sadece parlak pikseller birleşiyor.
PixInsight içinde pixelmath (max++) ile de bu işlem kolayca yapılabiliyor.
ISS’in Güneş üzerinden geçişi sırasında hangi enstantane hızını ve burst kare hızını kullandınız? Bu ayarlarınızın, geçişin çok kısa sürmesi nedeniyle ISS’in siluetini net bir şekilde yakalamada nasıl bir etkisi oldu?
Ben genelde video çekiyorum. Video modunda saniyede 25, 30, 60 ya da 100 kare
alabiliyorsunuz. Bu çok daha garanti bir çözüm.
Burst modu daha riskli, çünkü buffer dolarsa ISS geçer, siz arkasından bakakalırsınız. Çoğu
makinenin tampon belleği 40–50 kare civarında, bazıları 10 kare. Geçiş sadece 0,5 saniye
sürdüğü için yanlış anda denk gelme ihtimali yüksek.
Bu geçişleri transit-finder.com üzerinden takip ediyorum.
Tabii işler her zaman yolunda gitmiyor. ISS yörüngede düzeltme yapınca tüm hazırlıklar boşa
çıkabiliyor; bir kere başıma geldi. Hatta aynı anda Güneş ve Ay’ın önünden geçecekti—eğer
gerçekleşseydi muhteşem olacaktı.
Ay tutulmasında yaşadığım bir diğer “ISS faciasında” ise bu kez bulut engel oldu. Tam
tutulma anında Bloundos antik kentinin üzerinde geçiş olacaktı. Saniyeler kala küçük bir
bulut ayın önüne geldi. Üfledim üfledim ama kaymadı. Çektim ama ISS kendini tanıyamaz hâlde…
Belki gelecekte daha iyi gürültü azaltma yazılımlarıyla kurtarırım.
Çok kez çektim, hâlâ çekmekten büyük keyif alıyorum. Bir gün tüm ISS geçişlerini üst üste
bindirip paylaşmayı düşünüyorum. Biriksin yeter. 😊
Kuş fotoğrafçılığı ve astrofotoğrafçılık teknik olarak çok farklı alanlar gibi görünse de her ikisi de yüksek odak doğruluğu, hızlı tepki verme ve ışık koşullarını hassas izleme gerektiriyor. Bu iki alanda edindiğiniz teknik beceriler birbirini nasıl destekliyor? Takip (tracking), odaklama yöntemleri, düşük ışık performansı veya ekipman optimizasyonu açısından bir disiplinin deneyimleri diğerinde size avantaj sağlıyor mu?
Aklımız havada olduğu için sanırım. 😊 Diğer yandan kendi yaptığım el yapımı dronlarım var;
ekipman anlamında iki alan da birbirine çok uzak değil.
Gökyüzü çekimleri için uzak ve yüksek yerlere gittiğimde doğal hayat ister istemez beni
içine çekti. Böyle böyle kuşlara, böceklere merak sardım. Bu metni yazarken bile aklım bugün
çektiğim nadirat bir konu olan kır baykuşunda. Göç sırasında Türkiye’den geçer ama nerede
molalayacağı belli değildir; onu çekmeyi başarmak çok keyifliydi.
Şehir içinde gökyüzü çekmek zor olduğundan genelde doğadayız ve onların mekanına misafir
oluyoruz. Bizi kabul ettikleri için minnettarım.
Evrenin herhangi bir yerinde tanıdığınız bir kişiyle çekim yapmak isteseydiniz, bu kim ve neresi olurdu?
Birçok kampımda yanımda olan kızım Simirna. Sanırım onunla birlikte bize hayat veren Güneş’in son anlarını çekmek isterdim. Elbette biz göremeyeceğiz; ama hayal etmek bile güzel.
Bu alanla ilgilenen veya ilgilenmek isteyen arkadaşlarımıza söylemek istediğiniz son cümleleriniz ne olur?
Yanınıza mutlaka içlik alın. Gece gerçekten soğuk oluyor. En önemli ekipman bence yün
içliktir. 😊 ve önce gökyüzünü iyice öğrenin. Bunun için Türkçe çok güzel kitaplar. Biri
Ethem hocamın kitapları. Tubitak kitapları olabilir.
Sevgiler, saygılar.
İlk olarak, sizi tanımayan insanlar için kendinizi tanıtır mısınız?
1983 İzmir Bornova doğumluyum. Gazi Üniversitesi Makine Öğretmenliği’nin ardından Ege Üniversitesi Makine Mühendisliği’nden mezun oldum. Uzun süre özel sektörde çalıştıktan sonra şu anda meslek lisesinde uzman teknik öğretmen olarak görev yapıyorum.
Geçtiğimiz sayılarımızda astrofotoğrafçılığın tek bir alandan ibaret olmadığını öğrenmiştik. Siz astrofotoğrafçılığın hangi alanı ile ilgileniyorsunuz?
Aslında neredeyse hepsini denedim. Aynı zamanda sosyal konulu ve günlük yaşam fotoğrafları
da çekiyorum; bu alanda aldığım ödüller ve çeşitli dergilerde yayımlanan işlerim var.
Fotoğraf üretme pratiğim geçmişten beri olduğu için sanırım “benzersiz ve tekrarı olmayan”
kareleri aradığımı fark ettim.
Elimde geniş açı ekipman olduğu için geniş açıyla başladım. Ardından EQ3 bir montura ED80
optik ekleyip derin uzayı denedim fakat çok içine giremedim. Daha sonra, içinde hem yeryüzü
hem gökyüzünün bulunduğu geniş – bazen de konuya göre dar – açılı fotoğrafların beni daha
çok çektiğini fark ettim. Çünkü bu tür fotoğrafların bir benzerinin bir daha üretilemeyecek
olması, onları benim için daha değerli kılıyor. Guernica neden değerli? Çünkü bir tane.
Diğerleri fotokopi.
Geniş açılarda beni cezbeden bir diğer şey de zaman katmanı. Kadrajdaki bir nesne “şimdi”yi
temsil ederken, hemen üstündeki yıldız 10 milyon yıl öncesini, biraz yanındaki galaksi 3
milyar yıl öncesini gösteriyor. Tek bir karede bu zaman dalgalanmalarını görmek insanı hem
düşünsel hem duygusal olarak çok etkiliyor. Fotoğrafın sadece görüntü değil, bir söylem
taşıması gerektiğini düşünüyorum. Her makineden çıkan şey fotoğraf olmuyor; izleyeni içine
çeken, düşündüren kareler bence fotoğraftır.
Bu arada okulda öğrencilerle bir adet 150 mm teleskop yaptık; şu an 200 mm’nin yapımı devam
ediyor. Bunlarla okulda hem gözlem hem fotoğraf çalışmaları yapıyoruz.
Tüm gökyüzünü tek karede topladığınız 360° balıkgözü fotoğraf tekniğinden birçok fotoğrafınızda yararlandığınızı gördük. Bu çekimin işlem aşamasında kullandığınız teknikler ve yazılımlar nelerdir?
Önceden LG’nin bir fotoğraf yarışmasında kazandığım 360 kamerayla denemeler yapıyordum fakat
sensör çok küçük olduğu için gece sonuçları pek kullanılamaz oluyordu. Gündüz güzel, gece
kötüydü.
Daha sonra sevgili Onur Durman’ın Gödence Gözlemevi’nde yaptığımız bir buluşmada (Bu
buluşmalar sonra bu yıl 8.si yapılan ethem hocayla gökyüzü etkinliğine evrildi)Tunç
Tezel’den DSLR ile bunun çok pratik biçimde yapılabileceğini öğrendim. En son Jeff Dai ve
Tunç Tezel ile Afrodisias’ta çalıştık. Jeff’in yöntemini de söyleyeyim: Tripodun üzerine
dört adet ball-head kaynatmış, dört makine ve dört balıkgözü lensiyle 30 saniyede tüm
gökyüzünü çekiyordu. Harika timelapse’ler yaptı.
Ben ise Mevlana gibi tek makine, tek lensle döne döne çekiyorum. Karelerin birbirine
yaklaşık %30 binmesini sağlıyorum. Önce ufuk bölgesini çekiyorum çünkü en hızlı değişen yer
orası. Sonra diğer kısımlar geliyor.
Birleştirme aşamasında genelde PTGui kullanıyorum ama tamamen kusursuz birleştirmiyor.
Katmanları ayrı kaydedip Photoshop’ta dikişleri manuel olarak düzeltmeyi seviyorum.
Projeksiyon kısmında yine PTGui’den yararlanıyorum.
Hepimizi hayran bırakan meteor fotoğrafları anladığımız kadarıyla tek bir anda çekilmiyor. Bir birleştirme çalışması yapıyorsanız izlediğiniz süreci biraz açabilir misiniz? Birleştirmeniz/istiflemeniz gereken belirli bir poz sayısı bulunuyor mu?
Poz sayısını o geceki Ay belirliyor. Ay varsa çekmiyorum; sadece izliyorum. Ay varken poz
süreleri kısalıyor, dolayısıyla poz sayısı artıyor.
Genelde 30 saniyelik pozlarla sabaha kadar ne gelirse alıyorum. İçinde meteor izinin olduğu
kareleri ayıklıyorum. Samanyolu’nun tepede olduğu bir kareyi referans alıp diğerlerini ona
göre hizalıyorum. Üst üste gelen karelerde çoğunlukla lighten modunu kullanıyorum; böylece
sadece parlak pikseller birleşiyor.
PixInsight içinde pixelmath (max++) ile de bu işlem kolayca yapılabiliyor.
ISS’in Güneş üzerinden geçişi sırasında hangi enstantane hızını ve burst kare hızını kullandınız? Bu ayarlarınızın, geçişin çok kısa sürmesi nedeniyle ISS’in siluetini net bir şekilde yakalamada nasıl bir etkisi oldu?
Ben genelde video çekiyorum. Video modunda saniyede 25, 30, 60 ya da 100 kare
alabiliyorsunuz. Bu çok daha garanti bir çözüm.
Burst modu daha riskli, çünkü buffer dolarsa ISS geçer, siz arkasından bakakalırsınız. Çoğu
makinenin tampon belleği 40–50 kare civarında, bazıları 10 kare. Geçiş sadece 0,5 saniye
sürdüğü için yanlış anda denk gelme ihtimali yüksek.
Bu geçişleri transit-finder.com üzerinden takip ediyorum.
Tabii işler her zaman yolunda gitmiyor. ISS yörüngede düzeltme yapınca tüm hazırlıklar boşa
çıkabiliyor; bir kere başıma geldi. Hatta aynı anda Güneş ve Ay’ın önünden geçecekti—eğer
gerçekleşseydi muhteşem olacaktı.
Ay tutulmasında yaşadığım bir diğer “ISS faciasında” ise bu kez bulut engel oldu. Tam
tutulma anında Bloundos antik kentinin üzerinde geçiş olacaktı. Saniyeler kala küçük bir
bulut ayın önüne geldi. Üfledim üfledim ama kaymadı. Çektim ama ISS kendini tanıyamaz hâlde…
Belki gelecekte daha iyi gürültü azaltma yazılımlarıyla kurtarırım.
Çok kez çektim, hâlâ çekmekten büyük keyif alıyorum. Bir gün tüm ISS geçişlerini üst üste
bindirip paylaşmayı düşünüyorum. Biriksin yeter. 😊
Kuş fotoğrafçılığı ve astrofotoğrafçılık teknik olarak çok farklı alanlar gibi görünse de her ikisi de yüksek odak doğruluğu, hızlı tepki verme ve ışık koşullarını hassas izleme gerektiriyor. Bu iki alanda edindiğiniz teknik beceriler birbirini nasıl destekliyor? Takip (tracking), odaklama yöntemleri, düşük ışık performansı veya ekipman optimizasyonu açısından bir disiplinin deneyimleri diğerinde size avantaj sağlıyor mu?
Aklımız havada olduğu için sanırım. 😊 Diğer yandan kendi yaptığım el yapımı dronlarım var;
ekipman anlamında iki alan da birbirine çok uzak değil.
Gökyüzü çekimleri için uzak ve yüksek yerlere gittiğimde doğal hayat ister istemez beni
içine çekti. Böyle böyle kuşlara, böceklere merak sardım. Bu metni yazarken bile aklım bugün
çektiğim nadirat bir konu olan kır baykuşunda. Göç sırasında Türkiye’den geçer ama nerede
molalayacağı belli değildir; onu çekmeyi başarmak çok keyifliydi.
Şehir içinde gökyüzü çekmek zor olduğundan genelde doğadayız ve onların mekanına misafir
oluyoruz. Bizi kabul ettikleri için minnettarım.
Evrenin herhangi bir yerinde tanıdığınız bir kişiyle çekim yapmak isteseydiniz, bu kim ve neresi olurdu?
Birçok kampımda yanımda olan kızım Simirna. Sanırım onunla birlikte bize hayat veren Güneş’in son anlarını çekmek isterdim. Elbette biz göremeyeceğiz; ama hayal etmek bile güzel.
Bu alanla ilgilenen veya ilgilenmek isteyen arkadaşlarımıza söylemek istediğiniz son cümleleriniz ne olur?
Yanınıza mutlaka içlik alın. Gece gerçekten soğuk oluyor. En önemli ekipman bence yün
içliktir. 😊 ve önce gökyüzünü iyice öğrenin. Bunun için Türkçe çok güzel kitaplar. Biri
Ethem hocamın kitapları. Tubitak kitapları olabilir.
Sevgiler, saygılar.